Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı!
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş...
Aman karanlığı görmesin gözüm!
Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş.
Sıla burcu burcu... ille ocağım!..
Çoluk çocuk hasretinde kucağım...
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş.
Güç bela bir bilet aldım gişeden;
Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan!
Hancı n'olur, elindeki şişeden,
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş!
Ben o gece, hem ağladım, hem içtim,
İki gün, diyardan diyara uçtum...
Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim;
Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş...
Garibim; her taraf bana yabancı,
Dertliyim; çekinme, doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı;
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş...
Bende bir resmi var, yarısı yırtık,
On yıldır evimin kapısı örtük!
Garip, bir de sarhoş oldu mu artık;
Bütün sırlarını der yavaş yavaş...
İşte hancı! ben, her zaman böyleyim,
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim...
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim,
Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş...

DESEM Kİ
Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgarların en
ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en
mavisini.
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım
çiçeklerin en solmazını.
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende
tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar
lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin,
nimettensin!
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde
bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Bırak ben söyleyeyim
güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra
bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların
sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde
böceklere ezberletirim güzelliğini.
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün
sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür,
Ortalığa düşmüşüm seni
arıyorum.
CAHİT SITKI TARANCI
ÖLÜME KALMAYACAKTIR BU DÜNYA
Ölüme kalmayacaktır bu dünya.
Çırılçıplak ölüler
Aydaki
rüzgardaki adamdan olacaktır;
Kemikleri tertemiz ve tertemiz kemikleri yok
olduğunda,
Yıldızlardan olacaktır, ayakları, dirsekleri;
Akılları
başlarında olacaktır delirseler de,
Denizlere batsalar yükseleceklerdir
yine;
Yok olsa da sevgililer sevgi yok olmayacaktır;
Ölüme kalmayacaktır
bu dünya/
Ölüme kalmayacaktır bu dünya.
Dalgaların altında upuzun
yatanlar
Dağılıp gitmeyeceklerdir denizde;
Burulsalar da kasları
koparan
Çemberlerinde gerili, kırılmayacaklardır;
Kopsa da ellerinde
gerilen insanları,
Kötülükler dolu dizgin delip geçse de
onları;
Paramparça olsalar da çözülmiyeceklerdir;
Ölüme kalmayacaktır
bu dünya.
Haykırmaz olsa da kulaklarında martılar
Gümbürdemez olsa da
dalgalar kıyılarda;
Çiçeklerin fışkırdığı yerde bir çiçek bile
Kaldırmaz
olsa başını çarpan yağmura;
Deli de olsalar ölü de çiviler
gibi
Başverecektir kişilikleri, kırçiçeğinden sürer gibi;
Çıkacaklardır
güneşe tükeninceye dek güneş,
Ölüme kalmayacaktır bu dünya.
DYLAN THOMAS




GEZİNEN BİR GÖLGEDİR
HAYAT
Gezinen bir gölgedir hayat, gariban
bir aktör
sahnede bir ileri, bir geri saatini doldurur
ve sonra duyulmaz
olur sesi, bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiç
bir anlamı.
WİLLİAM SHAKESPEARE;
İHTİMAL Kİ AŞK
Çöl yalnızlığında aşk serinliği iç çeken kuyu
Zamanın aceleci
bakışlarına kanma su içerken
Yanmaktan da korkma!
Bir ihtimal
olmaktan çoktan çıkmıştın
Aştın düpedüz ayak direyen
Pupa yelken bir yürek
isterdi sana
Ayna; fırfırlı kelepeğini seyretmek için
Annelerin bit yeniği
aradığı yerlerimden
Derinden sancıyor kavak yellerim
Kim korkmaz büyüttüğü
ütopyadan
Yardan gelip yar’ a giden
Korkum itirafımdır
Kalbimi
delik deşik eden kuru sıkılar
Yar hanesinde bir gedik daha istemem
Gecenin
geveze çocuğu rüzgara yutulan
Yufka yürekli şarkılara gözyaşı olan
Ve şaşı
bakan korkunun penceresinden
Fulardaki sıçandişlerini dişlerken
Nakışsız
elbise giymeyen perikızı
Tereddüdüne sarılmış çocukluk
Korksun istemez
annesinin azarından düzayak bir aşk bekler
Avlulara serinlik sızdırır yaz
mehtabı
Aysar bir kadın aşksar sapsarı
Gölgesi kalın bir ağaç olarak düş
günceme istersen
ASUMAN SUSAM

CIGARAYI ATTIM DENİZE
Şimdi bir
güvercinin uçuşunu bölüşürüyoruz
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun
saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinden
Alıp
yaracak olsak yüreğini
Şimdi bir güvercinin
Şimdi sen tam çağındasın
yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden
güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Bir elinde
yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan
insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde boyuna ekmek
kesiyorsun
Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut
geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam
boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin
aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı
durdu.
CEMAL SÜREYYA